‘Yatay mimari’ ile hedeflenen ne?

Cumhurbaşkanı bir süredir (Başta İstanbul olmak üzere) metropollerdeki yapılaşmadan şikayet ediyordu.

Sanki son 15 yıldır ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi,

Hatta İstanbul konusunda 1994’ten bu yana son 23 yıldır tek söz sahibi olan kendisi değilmiş gibi,

Sanki yıllardır meslek odalarının itirazları, mahkeme kararlarını takmadan her tarafı betona boğan kendisi değilmiş gibi,

Sanki meslek odalarının proje denetleme yetkilerini törpüleyen kendisi değilmiş gibi,

Hatta büyük ölçekli projelerde “arıza çıkaran” yerel belediyeleri baypas eden kanun/yönetmelikleri hayata geçiren kendisi değilmiş gibi,

Bir süredir;

– Her taraf çirkin beton yığınlarıyla doldu,

– İstanbul un silüeti değişti,

– Gecekondular bu beton çelik yığınlarından daha karakterli,

– Ben dikey değil yatay mimariden yanayım gibi lafları sıkça etmeye başladı.

Elbette ki “Oh, sonunda hatasını anladı, şehrin kalan tarafları kurtulacak en azından” gibi safça bir düşünceye kapılmadım.

Aksine “Kesin bir oyun var bu işte” diye bekliyordum,

Çevre ve Şehircilik Bakanı baklayı ağzından çıkarmaya başladı.

Yeni bir çalışma yapılıyormuş, “Bundan sonra binaların çok yüksek yapılmasına izin verilmeyecekmiş, İmar hakkı korunarak yatay binalar yapılması sağlanacakmış.”

Bu ne anlama geliyor?

Mevcut imar yasasına göre yapı inşa edilecek bir arsanın en fazla yüzde 40’ına yapı oturtulabilir, geriye kalan yüzde 60 yeşil alan, açık otopark, ortak kullanım alanları olarak ayrılmak zorunda.

Yapılması planlanan değişikle binanın arsaya oturumundaki yüzde 40 engeli kaldırılıyor. Sadece cadde cephesinden 5 metre, diğer cephelerden 3 metre çekme mesafesi bırakılarak arsaya “geniş oturum” sağlanıyor.

Bu durumda binanın yüksekliği azalacak ama yüzde 60 yeşil alan tamamen betonla doldurulacak.

Bahçelerinde tek bir ağacın olmadığı,

Çocuk parkı ya da otoparkı olmayan,

Yoldan elinizi uzatsanız değecek,

Yan yana iki binanın balkonlarında oturan kişilerin neredeyse birbiriyle tokalaşabileceği dip dibe beton yığınları!

Şehirdeki bütün orman alanlarının talanını hız kesmeden yapıyorlardı, şimdi apartman bahçelerindeki gülfidanlarının toprağına bile göz diktiler.

Bu yağmayı “yüksek ve çirkin gökdelenleri engellemek” propagandası ile hayata geçirmeye çalışan hükümet, bir süre sonra “Yer benim, gök Allah’ın” mantığı ile hem geniş hem de yüksek binaların önünü açacaktır.

Yapılması gereken binaların dikey mi yoksa yatay mı yapılacağına karar vermek değil, yapı yoğunluğunu düşürmektir.

Bölgesel bazda planlamalar yaparak, ilgili tüm meslek disiplinlerini işin içine katarak, geniş ölçekli şehir planlamalarının yapılması,

Nüfus yoğunluğu, sokaklar, caddeler, yeşil alanlar, sosyal tesisler, okul, ibadethane, spor alanlarının önceden planlanması,

İnşa edilecek her yapının önceden belirlenen bu şehir planına uygun olarak projelendirilmesi,

İstanbul’a göçü engelleyecek makro ölçekli planların yapılmasıdır.

10 bin metrekare arsaya 80 bin metrekare inşaat izni verdikten sonra ister dikey olsun, ister yatay her ikisi de betondan başka bir şey değildir.

İsmet DOĞAN 
İnşaat Mühendisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir