Teoman Öztürk’ün Yoldaşı Olmak veya Mücadele Mirasının Reddi

Zor bir süreçten geçiyoruz. Kapitalist-emperyalist sistem kendi çıkarları uğruna ve bulunduğu çıkmazdan kaynaklı korkularını, emekçi kitleye ve halklara baskıyı arttırarak kendini var etmeye çabalamaktadır. Korkularını yansıtmak için olağanca baskı araçlarını ve medya aygıtını kullanarak bu korkuyu aslında bizlerin korkusu haline getirmenin nafile çabası içerisine girmiş bulunmaktadırlar.

Nafile çaba diyorum çünkü bizlerin kaybedecek bir şeyimiz yokken onların kaybedecek sırça sarayların ardında dünyaları bulunmaktadır. Nafile çaba diyorum çünkü bizler milyonlar iken onlar tabiri uygunsa bir avuç kadarlar.

Bu bağlamda bizlerin tek ve en büyük sorunu örgütsüzlük sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun çözümü olarak bulunduğumuz her alanda mücadele etme ve örgütlenme çabası içerisinde bulunmamız gerekirken örgütlü kurumların da bir arada çabalaması gerekmektedir. Kapitalist-Emperyalist sistemin devlet ve iktidar eliyle yaptığı topyekun saldırıya karşı topyekun direniş örgütlenmelidir. Sun Tzu’nun da dediği gibi “Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile,  kuyruğuna vurulduğunda başı ile, orta kısmına vurulduğunda hem başı, hem kuyruğu  ile hareket eden hızlı  bir yılan gibi olmalıdır”.

Malum durumda sendikalar, mafyavari örgütlenmelere ve işçi sınıfının Don Kişotu olmak yerine burjuvazinin süvariliğini üstlenmeye  dönüşmüş durumdadır. Sendikaları işçi  sınıfının tekrar eline  alması gerektiğini (konunun fazla dışına çıkmadan ve başka bir yazıda ele alınmak üzere) şimdilik söylemekle yetinilerek, diğer meslek odalarının (TMMOB, TTB ve adını yazamadığım diğer odaların) siyasi kurumların, derneklerin, demokratik kitle örgütlerinin odak noktası olması  gerektiği aşikardır. Bununla ilgili geçmişe doğru baktığımızda 12 Eylül gibi dikta rejimine ve  iktidar tarafından gerçekleştirilen saldırılara karşı safı net bir gelenek olduğu gözümüze çarpmaktadır. Geçmiş dönem TMMOB yöneticilerinden Teoman Öztürk’ün yapmış olduğu bir basın açıklamasındaki “Gün emperyalizme ve onun içteki uzantılarına, faşizm ve onun silahlı çetelerine karşı tüm emekçi kitlelerin birlik ve dayanışma içinde mücadele vermeleri günüdür.” sözü de bizlere bu geleneğin kayda değer ve mücadele konusunda toplumda “Sermayenin nesnesi değil, toplumun öznesi olacağız.”  şiarının yerinde olduğunu göstermektedir.

Ancak TMMOB hakkında tüm bu geçmiş ve yaşatacağını temenni ettiğimiz bu geleneğin Emek, Demokrasi ve Güç Birliği’nden çekilmiş olması ve bu birliğin zaten dağılacağının TMMOB yöneticilerince lanse edilmesi bize TMMOB’nin odak noktası olmasından çıktığı ve artık böyle bir derdin olmadığı izlenimi vermektedir. Dileriz ki bu düşüncelerimizde yanılmış olalım hatta TMMOB bize öyle şeyler göstersin ki yaptığı işlerde  (Mücadeleyi ortaklaştırmak adına odak noktası olarak), kurumların diyaloglarını geliştirmekte, yeni mücadele alanlarının açılması ve bu birlikte mücadelede geriye düşmüş kurumları da mücadeleye kazandırmakta çaba göstersin. Bizler de TMMOB de sıra neferleri olalım.

Bu sıraladıklarımızın, mücadelenin merkezi olmaya aday olmayan TMMOB’un bizde yaratacağı infial zamanla çok amiyane tabirle Fidel’in de dediği gibi “Eğer düşmanın seni övüyorsa sende bir puştluk var demektir !”  şeklinde düşüncelere neden olacaktır.

Buradan yazının başında da belirttiğim gibi TMMOB’ye açık çağrımdır: Teoman Öztürk’ün Yolunda Birleşelim ve bu yazının yazım sürecinde aramızdan ayrılan Bekir Birol Özdemir gibi birleştirici olalım…

 

Seza Karaca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir